Sevgili Shinetsu ziyaretçileri, bugün “Kuduz olan kedi kaç günde olur” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz. Şehirdeki Sessiz Tehlike ve Bir Soru: Kuduz Olan Kedi Kaç Günde Olur? İzmir’de yaşayan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim: burada hayatın temposu deniz gibi… bazen sakin, bazen dalgalı, bazen de karşına öyle bir sokak kedisi çıkıyor ki bütün felsefeni sorgulatıyor. Bir gün Kıbrıs Şehitleri’nde yürürken, kafamda sadece “akşam ne yesem” düşüncesi varken, bir kediyle göz göze geldim. O an iç sesim devreye girdi: “Bu kedi bana bakıyor ama… neden Sherlock Holmes gibi bakıyor?” İşte o an aklıma geldi: insanların sık sık merak ettiği o…
Yorum BırakEtiket: bir
Araba Türemiş Kelime Midir? Konya’da Bir Zihin Tartışmasının İçinden Dil Yolculuğu Konya’da yaşamak bana hep iki şey kazandırdı: sessizlik ve düşünce gürültüsü. Dışarıdan bakınca sakin bir hayat gibi görünüyor ama içimde sürekli çalışan bir tartışma var. Özellikle dil gibi konulara takıldığımda, zihnim ikiye bölünüyor. Bir tarafım mühendis gibi düşünüyor. Netlik istiyor, sınıflandırma istiyor, formül arıyor. Diğer tarafım ise daha insani, daha dağınık ve sezgisel. Bir kelimeye bakıp sadece “doğru sınıfı nedir” demiyor, “bu kelime nasıl hissettiriyor” diye de soruyor. Son günlerde kafama takılan soru ise çok basit gibi görünüyor ama içimde uzun bir tartışma başlatıyor: Araba türemiş kelime midir? İlk…
Yorum BırakEl işareti çekmek ne anlama gelir? Günlük Hayatın En Sessiz Çığlığı İzmir’de yaşıyorsan bazı şeylere karşı bağışıklık kazanıyorsun. Mesela sabah saat 8’de Konak’ta trafik, akşamüstü vapurda simit kokusu kavgası, bir de insanların “çok sakinim ben ya” deyip beş saniye sonra içten içe kıvılcım saçması… Ama bütün bu şehir tiyatrosunun içinde tek bir hareket var ki, evrensel bir dil gibi: el işareti çekmek. Şimdi dürüst olalım, kimse bu hareketi akademik bir araştırmanın konusu olsun diye öğrenmiyor. Genelde ya trafikte biri arkana yapışınca, ya da markette “poşet ister misiniz?” sorusuna beşinci kez maruz kalınca içgüdüsel olarak ortaya çıkıyor. Peki gerçekten El işareti…
Yorum BırakKanatlı Karıncaları Öldürmek Günah mı? Bazen evin içinde, özellikle yaz aylarına doğru, pencere kenarında bir hareketlilik fark ediyorum. Önce anlam veremiyorsun. Küçük, siyah gölgeler… Sonra bir bakıyorsun, kanatlı karıncalar. Sessizce geliyorlar, ışığa doğru yöneliyorlar, bir köşede toplanıyorlar. O an aklımdan şu soru geçiyor: Kanatlı karıncaları öldürmek günah mı? Aslında bu soru sadece dini bir merak değil; aynı zamanda içimde bir rahatsızlık, bir tereddüt ve garip bir vicdan tartışması yaratıyor. İstanbul gibi bir şehirde yaşayınca böyle küçük canlılarla karşılaşmak kaçınılmaz oluyor. Ama mesele sadece “karınca” değil; mesele onunla kurduğum ilişki. Onu bir “rahatsızlık” olarak mı görüyorum, yoksa yaşamın doğal bir parçası…
Yorum BırakKahveye Süt Konur mu? Zihnimde Süren Sessiz Tartışma Bugün sizlerle “Kahveye süt konur mu” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız. Konya’da yaşayan 26 yaşında biriyim. Günlerim çoğu zaman teknik hesaplamalar, planlar, projeler ve insan davranışlarına dair okuduğum şeyler arasında gidip geliyor. Bir yanım mühendis gibi düşünüyor; netlik, ölçü, oran, denge arıyor. Diğer yanım ise sosyal bilimlere meraklı, daha yumuşak, daha bağlamsal ve insan merkezli bakıyor. İşte bu yüzden basit gibi görünen bir soru bile zihnimde iki ayrı kişiye dönüşüyor: “Kahveye süt konur mu?” İçimdeki mühendis hemen devreye giriyor, içimdeki insan ise biraz daha duygusal bir yerden yaklaşıyor. Bu yazı, o iki…
Yorum BırakGaziantep’in Nüfus Yapısını Anlamak Gaziantep’i düşündüğümde aklıma sadece baklava, kebap ya da sanayi gelmiyor. Asıl dikkatimi çeken şey, şehrin kendi içinde taşıdığı insan çeşitliliği oluyor. İstanbul’da yaşayan biri olarak dışarıdan bakınca “Antep zaten yerli yerinde bir şehir” gibi bir algı oluşuyor ama biraz kurcalayınca işin hiç de öyle basit olmadığını görüyorsun. Özellikle “Gaziantep’te en çok nereli var?” sorusu, aslında sadece bir memleket merakı değil; Türkiye’nin göç hikâyesini anlamak için küçük bir pencere gibi. Akşamları bilgisayarın başına geçip bu konuyu araştırırken kendimi bazen kendi mahallemde yürüyormuş gibi hissediyorum. İstanbul’da nasıl her sokakta farklı bir memleketten insan görüyorsam, Gaziantep için de benzer…
Yorum Bırakİslam Dini İçin Doğru Bilgi Kaynakları Nelerdir? Her Sakallıyı Âlim Sanmanın Bedeli “İslam dini için doğru bilgi kaynakları nelerdir” hakkında araştırma yapanlar için hazırlanan bu içerikte önemli noktalara değineceğiz. İnternette din konuşmak artık dünyanın en kolay işi haline geldi. Bir halka küpe, biraz sert mimik, fonda dramatik müzik, iki tane “kardeşlerim” cümlesi… Hop, yeni bir din fenomeni doğuyor. Üstelik sosyal medyada özgüven bilgiyle ters orantılı çalışıyor bazen. En az bilen en yüksek sesle konuşuyor. İşte tam bu yüzden şu soruyu ciddi ciddi sormamız gerekiyor: İslam dini için doğru bilgi kaynakları nelerdir? Çünkü ortada korkutucu bir durum var. İnsanlar artık dini;…
Yorum BırakGümüşçün Sokar mı? İnsan Korkusunun Psikolojik Derinliklerine Bir Yolculuk Bir psikolog olarak, beni en çok büyüleyen şeylerden biri insanın korkularına verdiği anlamdır. Bazı korkuların kaynağı belirsizdir; ama zihnimiz, onları somut bir şekle sokmak ister. “Gümüşçün sokar mı?” sorusu tam da bu zihinsel mekanizmanın ürünüdür. Çünkü burada mesele yalnızca bir böcek değil; insanın bilinmezle kurduğu ilişkidir. Korku, tiksinti ve merak, aynı anda devreye girer — ve ortaya bir psikolojik tablo çıkar: görünmeyenle yüzleşme kaygısı. Bilişsel Psikoloji Perspektifi: Bilinmezlik ve Tehdit Algısı Öncelikle bilimsel cevapla başlayalım: Gümüşçün (gümüş böceği) sokmaz. Yani fiziksel olarak zararsızdır. Ancak insan zihni, tehlikeyi yalnızca biyolojik gerçeklik üzerinden…
6 Yorum“Kendime yediremem” ne demek? Gururun, vicdanın ve insan olmanın en kırılgan hâli Bazı cümleler vardır, kelime sayısı azdır ama taşıdığı anlam yüktür. “Kendime yediremem” işte onlardan biri… Bunu söyleyen biri, yalnızca bir pişmanlığı değil, içinde kopan fırtınayı, benliğini sorgulayan bir iç sesi de dile getirir. Sana bugün bir hikâye anlatacağım. İçinde bir kadın, bir erkek, bir karar ve iki farklı yaklaşım olacak. Belki hikâyenin sonunda kendinden bir parça bulacaksın. Belki de o cümlenin ağırlığını ilk kez bu kadar derinden hissedeceksin. Bir akşamüstü: Başlayan sessizlik Elif, yağmurun camlara vuruşunu dinleyerek kahvesinden bir yudum aldı. Gün boyu zihnini kemiren düşünce yine gelip…
4 YorumÇakı Gibi Olmak Bir Deyim midir? Felsefi Açıdan Zihnin, Bedenin ve Anlamın Keskinliği Filozofun Bakışı: Bir Deyim Üzerinden İnsan Olmanın Sınırları Bir filozof için kelimeler, yalnızca iletişim araçları değildir; onlar, varoluşun kendisini şekillendiren düşünce biçimleridir. “Çakı gibi olmak” ifadesi, yüzeyde basit bir deyim gibi görünür: dinç, diri, hazır ve çevik olma hâlini anlatır. Ama felsefi bir bakışla düşündüğümüzde, bu deyim yalnızca fiziksel bir canlılığı değil, aynı zamanda zihinsel keskinliği, varoluşsal uyanıklığı ve etik bir hazır bulunuşluğu da ima eder. Peki, çakı gibi olmak sadece bir deyim midir, yoksa insanın dünyaya karşı aldığı felsefi bir tavır mıdır? Bu soruya yanıt ararken…
8 Yorum