“Kendime yediremem” ne demek? Gururun, vicdanın ve insan olmanın en kırılgan hâli Bazı cümleler vardır, kelime sayısı azdır ama taşıdığı anlam yüktür. “Kendime yediremem” işte onlardan biri… Bunu söyleyen biri, yalnızca bir pişmanlığı değil, içinde kopan fırtınayı, benliğini sorgulayan bir iç sesi de dile getirir. Sana bugün bir hikâye anlatacağım. İçinde bir kadın, bir erkek, bir karar ve iki farklı yaklaşım olacak. Belki hikâyenin sonunda kendinden bir parça bulacaksın. Belki de o cümlenin ağırlığını ilk kez bu kadar derinden hissedeceksin. Bir akşamüstü: Başlayan sessizlik Elif, yağmurun camlara vuruşunu dinleyerek kahvesinden bir yudum aldı. Gün boyu zihnini kemiren düşünce yine gelip…
4 YorumKategori: Makaleler
Öğrenmenin Sahnesinde: “Carmen” Balesi Kaç Perde? Pedagojik Bir Yolculuk Bir Eğitimcinin Kaleminden: Sahne, Hayatın Kendisi Eğitim bir sahnedir. Her öğrenci, kendi rolünü arayan bir karakter; her öğretmen ise bu sahnede ışığı yönlendiren bir rehberdir. “Carmen” balesi üzerine konuşurken, aslında sadece bir sanat eserinden değil, öğrenmenin dönüştürücü gücünden de bahsediyoruz. Çünkü öğrenme de tıpkı bale gibi; adım adım, dengeyle, ritimle ve içsel bir farkındalıkla gelişir. “Hangi perde şu anda senin öğrenme sahnende oynanıyor?” sorusu, her öğrencinin kendi gelişim öyküsünü anlaması için bir davettir. Carmen Balesi Kaç Perde? Bilginin Sahne Arkası Georges Bizet’nin unutulmaz operasından uyarlanan Carmen balesi, genellikle iki perde olarak…
Yorum BırakÇakı Gibi Olmak Bir Deyim midir? Felsefi Açıdan Zihnin, Bedenin ve Anlamın Keskinliği Filozofun Bakışı: Bir Deyim Üzerinden İnsan Olmanın Sınırları Bir filozof için kelimeler, yalnızca iletişim araçları değildir; onlar, varoluşun kendisini şekillendiren düşünce biçimleridir. “Çakı gibi olmak” ifadesi, yüzeyde basit bir deyim gibi görünür: dinç, diri, hazır ve çevik olma hâlini anlatır. Ama felsefi bir bakışla düşündüğümüzde, bu deyim yalnızca fiziksel bir canlılığı değil, aynı zamanda zihinsel keskinliği, varoluşsal uyanıklığı ve etik bir hazır bulunuşluğu da ima eder. Peki, çakı gibi olmak sadece bir deyim midir, yoksa insanın dünyaya karşı aldığı felsefi bir tavır mıdır? Bu soruya yanıt ararken…
8 YorumKandil Simidine Karbonat Konur mu? Farklı Bakış Açılarıyla Bir Mutfağın Derinliklerine Yolculuk Her kandil günü yaklaşırken mutfakta aynı tartışma yeniden alevlenir: “Kandil simidine karbonat konur mu?” Bu soru, sadece bir tarif detayı gibi görünse de aslında çok daha fazlasını temsil ediyor. Gelenekle modernliğin, bilimle hissiyatın, hatta erkeklerin ve kadınların bakış açılarının nasıl farklılaştığını gösteren küçük ama ilginç bir örnek… Ben de bu yazıda, konuyu farklı açılardan ele alarak hem damak tadımıza hem de düşünme biçimimize dokunmak istedim. Hazırsanız, bu lezzetli tartışmaya birlikte dalalım. — Karbonat Meselesi: Küçük Bir Malzeme, Büyük Bir Tartışma Kandil simidi, Osmanlı’dan günümüze uzanan geleneksel bir ikram.…
8 YorumVasil Etmek Ne Demek? Ekonomik Bir Perspektif Üzerine Düşünceler Kaynakların Sınırlılığı ve Seçimlerin Sonuçları Bir ekonomist olarak, sürekli karşılaştığımız temel sorunlardan biri, kaynakların sınırlı olması ve bu sınırlı kaynakları nasıl en verimli şekilde kullanacağımızdır. Her birey, her toplum ve her kurum, sınırlı kaynaklarla çeşitli seçimler yapmak zorundadır. Bu seçimlerin sonuçları, sadece kişisel değil, toplumsal refah üzerinde de uzun vadeli etkiler yaratabilir. Bugün inceleyeceğimiz “vasil etmek” kelimesi de bu bağlamda önemli bir anlam taşır. Ekonomik anlamda, vasil etmenin anlamı ve bu eylemin piyasa dinamiklerine, bireysel kararlarımıza ve toplumsal refaha etkisi üzerinde duracağız. Vasil Etmek: Ekonomik Anlamı ve Temel Kavramlar Vasil etmek,…
6 YorumTanık Gösterme Nedir? Edebiyatın Tanıklık Üzerine Kurduğu Sessiz Anlaşma Kelimelerin Gücü ve Tanıklığın Edebî Derinliği Edebiyat, yalnızca hikâyeler anlatmaz; aynı zamanda bir tanıklık biçimidir. Her yazar, her anlatıcı ve her karakter bir dönemin, bir duygunun ya da bir çatışmanın tanığıdır. Tanık gösterme ise, bir anlatının ya da düşüncenin güvenirliğini artırmak, okura inandırıcılık kazandırmak amacıyla başka bir sesi, kişiyi veya olayı delil olarak sunmaktır. Bu durum, hem yazının anlam katmanlarını derinleştirir hem de edebiyatın en temel işlevlerinden birini — gerçekliğe ayna tutmayı — yerine getirir. Bir edebiyatçı için tanık göstermek, yalnızca bir ifade tekniği değil, aynı zamanda etik bir tercihtir. Çünkü…
6 YorumMerkür’de Bir Gün: Zamanın Psikolojik Etkileri ve İnsan Davranışları İnsan davranışlarını anlamak, insan ruhunun derinliklerine inmek isteyen bir psikolog için, zamanın nasıl algılandığı her zaman ilgi çekici bir konu olmuştur. Zaman, yalnızca dış dünyamızla değil, içsel dünyamızla da etkileşimde bulunan bir faktördür. Peki ya, zamanın farklı bir gezegende nasıl işlediğini düşünsek? Merkür’de bir gün, bizim dünyamızda geçen tam 59 günde bir devri tamamlıyor. Bu, bizim zaman algımızı ve psikolojik deneyimlerimizi nasıl etkiler? İnsan zihninin ve duygularının zamanla nasıl şekillendiği üzerine düşünmek, psikolojik bir keşif yolculuğu sunuyor. Merkür’ün benzersiz gün döngüsü, bize zaman algısının ne kadar esnek ve insan ruhu üzerindeki…
6 YorumKalsiyum Gübresi Ne İşe Yarar? Mucize Değil, Doğru Teşhis Gerektiren Bir Araç “Sür, geçsin” kolaycılığına kapılanlar için kötü haber: Kalsiyum gübresi tek başına mucize yaratmaz; doğru teşhis ve doğru bağlam olmadan yalnızca bütçeyi yorar. Giriş: Güçlü Bir Görüşle Başlayalım Tarımda “moda” ürünlere hep mesafeli dururum. Kalsiyum gübresine övgüler dizen kampanyaları görünce aklıma ilk gelen soru şu: Gerçekten kalsiyum mu eksik, yoksa sulama, pH, potasyum/magnezyum dengesi ya da tuzluluk yüzünden kalsiyum taşınamıyor mu? Cesur iddiam şu: Sahada “kalsiyum eksikliği” diye pazarlanıp satılan sorunların önemli bir bölümü, aslında taşınma ve denge problemleridir. Bu yazı, kalsiyum gübresinin işlevini eleştirel bir mercekle incelerken, zayıf…
Yorum BırakGözümüz Yok Ne Demek? Edebiyatın Sessiz Alçakgönüllülüğü Üzerine Bir İnceleme Giriş: Kelimelerin Dönüştürücü Gücü Bir edebiyatçının gözünde, her kelime bir karakterdir; geçmişi, duygusu ve derinliği vardır. “Gözümüz yok” deyimi, Türkçenin incelikli anlam katmanlarından biridir. Bu ifade, dışarıdan bakıldığında sade görünür: “Bir şeye isteğimiz yok” anlamına gelir. Fakat edebiyatın gözüyle bakıldığında bu deyim, alçakgönüllülüğün, doygunluğun ve içsel barışın sembolüdür. Bu yazı, “gözümüz yok” sözünü yalnızca dilsel değil, aynı zamanda edebi ve duygusal bir düzlemde çözümlemeyi amaçlıyor — çünkü kelimeler, insan ruhunun en kadim aynalarıdır. “Gözümüz Yok” Deyiminin Anlam Katmanları “Gözümüz yok” ifadesi, Türkçede genellikle kıskanmadığını, başkasının hakkına göz dikmediğini belirtmek için…
8 YorumGözetmen Nasıl Olunur? Edebiyatın Tanıklığında Bir Sessizlik Sanatı Kelime, insanın varoluşla kurduğu en eski ve en derin bağdır. Her kelime bir tanıklık, her cümle bir gözetlemedir. Edebiyat daima bir “göz”le başlar; gözlemleyen, sezgilerini kelimelere dönüştüren o içsel gözetmenle. “Gözetmen nasıl olunur?” sorusu, bu anlamda yalnızca bir meslek sorusu değildir; aynı zamanda bir ruh hâlidir, bir bilme biçimidir. Bir Bakışın Etikası: Edebiyatta Gözetleme ve Tanıklık Edebiyat tarihinde gözetmenin rolü her zaman belirgindir. Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway’inde sokağın ortasındaki sessizlikle yankılanan bir iç monolog, bir tür içsel gözetleme eylemidir. Gözetmen, sadece başkalarını değil, kendi benliğini de izler. Yazar, anlatıcı, karakter ya da…
Yorum Bırak